
Sofralarımız; ekmeksiz, tatsız tuzsuz değildi. Et de yedik, sebze de yedik. Tuttuğumuz oruçları Rabbimin bizlere sunmuş olduğu nimetler eşliğinde açtık çok şükür. Lakin savaş vardı yanı başımızda… Gazze’de zulmün izleri vardı. Doğu Türkistan’da iftar sofrasına mâni olunan, oruç tutması engellenen kardeşlerimiz vardı. Sivil ve siyasi iradem, tarihim ve geleceğime duyduğum umut pencerem, bir ramazan boyunca yaşadığım huzuru bizden haber bekleyenlere ulaştırma sorumluluğunu yüklüyor omuzlarımıza. Komşusu açken tok yatan bizden değildir diyen Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti olarak adım atmak, adım atacaklara mesaj ulaştırmak ve dua etmek, yönlendirmek ayrıcalığımız değil, Müslüman ahkamımızın bir gereği olarak duruyor önümüzde. Ve dört fitneye, dört imtihana karşı hataya düşmememiz gerekiyor. Birincisi, dünün firavunluğuna, nemrutluğuna soyunan kötülüğün yenilemeyeceği konusunda umutsuzluğa kapılmak. İkincisi zenginliklerimizin bizden kaynaklı olduğunu zannederek hiç elimizden gitmeyeceği yanılgısına düşmek. Üçüncüsü kendimizi bilmeden ilmin şehvetine kurban olmak. Ve nihayet otorite sahibi olduğumuzda güç zehirlenmesine tutulmak.
Bu duygu ve düşüncelerle Ramazan Bayramınızı tebrik ediyor. Mescid-i Aksa’nın, Kudüs’ün, Filistin’in, Doğu Türkistan’ın özgürleşmesi, İran halkının yaşadığı fenalığın nihayetlenmesi ve sapkın Siyonizmin ve jandarmalığına soyunan ABD’nin çöküşünün hızlanması temennisi ile Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum.


